23 Ağustos 2010 Pazartesi

Gorusmeyeli

Dün gece ve bugün kendimi tekrar blog arayışına verdim. Reader'ima ekledigim birkac hayat memat ve fotografcilik blogundan sonra kendi blogumu uzun zamandir sahipsiz biraktigimin farkina vardim. Suanda tezimle ilgili calismalar yapmaktan (!) ve odami tasimaktan cok yogun oldugum icin ozel bir yazi yazamayacagim ancak Can Yucel'in guzel bir siiriyle karsilastim onu burada paylasip, burdan sivisacagim.

Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini, kendimi buldugumda anladim.
Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis,
Kendi yolumu çizdigimde anladim...
Bir tek yasanarak ögrenilirmis hayat, okuyarak, dinleyerek degil...
Bildiklerini bana neden anlatmadigini, anladim...

Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis,
Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim...

Aci doruga ulastiginda gözyasi gelmezmis gözlerden,
Neden hiç aglamadigini anladim...

Aglayani güldürebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,
Gözyasimi kahkaya çevirdiginde anladim...

Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok sevdigi acitabilirmis,
Çok acittiginda anladim...

Fakat, hakedermis sevilen onun için dökülen her damla gözyasini,
Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde anladim...

Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet,
Yüregini elime koydugunda anladim...

''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis güçlü olmak,
Sana ''git'' dedigimde anladim...

Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis sevmek,
Git dediklerinde gittigimde anladim...

Sana sevgim simarik bir çocukmus, her düstügünde ziril ziril aglayan,
Büyüyüp bana simsiki sarildiginda anladim...

Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis pisman olmak,
Gerçekten pisman oldugumda anladim...

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymis, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmis,
Yüregimde sevgi buldugumda anladim...

Ölürcesine isteyen beklemez, sadece umut edermis bir gün affedilmeyi,
Beni afetmeni ölürcesine istedigimde anladim...

Sevgi emekmis, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür birakacak kadar
sevmekmis...


Can YUCEL

22 Haziran 2010 Salı

Arkadas / Friend


arkadaşının suçunu yüzüne vurmicaksın
onu affetmeyi bileceksin
onu kurtarmak yetmez, konuşurken yüzüne bakarak konuşucaksın
hiçbir zaman arkadaşını terk etmiyeceksin

doğru bir adam tanıdığında, onu bırakmicaksın
geçmişinden utanıyorsaö, utandırmicaksın
arkaşını satmak istemiyorsa sattırmicaksın
omuzları düştüğünde üstüne varmicaksın

gerçek bir dost tanığında onu hak etmeye çalışıcaksın
arkadaşın sana elini uzattığında o eli bırakmicaksın

21 Mayıs 2010 Cuma

firtina

merhaba benim adım fırtına,
bazen durur bazen eserim sağa sola.
Arada bir körüklerim yangınları,
getirdiğim gibi yağmurları.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Bir mum yak!


Inandigimiz seyler icin bir mum yakmak aslinda ne kadar guzel bir metafor. Bir kivilcim ile baslayip, sonrasinda havasiz yasayamayan ama fazlasinda varligini koruyamayan ve belirli bir sure sonra sonup yok olan. Cogu zaman, gozyaslari gibi olugundan akip aglayan.

Inandigin icin once bir mum bul! Sonra guvendigin icin onu yak ve onu sevdigin icin koru alevini!


10 Mayıs 2010 Pazartesi

Ömer Hayyam

hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında.
şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Get Ready Set Cook

Yemege merakimin nerden geldigini, cocukluk anilarim aklima geldikte daha iyi anlamaya basliyorum. BBC'de Ainsley Harriot'un sundugu programi ablamla televizyon karisina gecer izlerdik. Yaplilan yemeklere de en sonunda biz yorum yapar, hatta kirmizi domateslerin mi yoksa yesil biberlerin mi kazanicagi hakkinda tahmin yuruturduk.


Artik ablamla oturup televizyon izleyemiyorum ama gene televizyon programlari sayesinde kendimi gelistirmeye devam ediyorum. Beni en cok suanda bu isi sevmem ve enerjisiyle beni atesleyen mutfak insani, suphesiz ki beni taniyanlarda bildigi gibi, Gordon Ramsay. Gordon actigi ilk restrorant Aubergine den sonra bircok televizyon programinda boy gosterdi ve gosteremeye de devam ediyor. Benim izlediklerim arasinda en iyisi The F Word.



The F Word- f stands for food - size yemegin nerden nasil geldigini (ozellikle etin) nasil pisirmeniz gerektigini hem komplike yemeklerin kisa yollarini cok guzel bir sekilde gosteriyor. Kisin yanina gittigim bir arkadasima elimdeki butun serileri verdim ve birde o da yemek yapmaya daha ayri bir ozen gostermeye basladi.


Nerden esti de yemek ve teleziyon konularina girdim bilmiyorum ama ilk bunlari dusunerek yazmamistim basligimi.


Get Ready, Steady, Cook ! Aslinda yaza start verilmesini hatirlatigi icin kullandim en basta. Yaz resmen geldi, gunes civil civil oldu. Hava bir tuy gibi oksamaya basladi bizleri. Ben de yazin tam programima oturmadim henuz ama bu firsati degerlendirip artik kendi resimlerimi cekmeye cikim burada kullanmak icin.









27 Nisan 2010 Salı

Ezel

bu diziden arada bir gercekten bomba gibi sozler cikiyor. Hikayesi sizi dramatik ve intikam atesleri arasinda yanip kul oluyor. begendigim bir kismini yayinliyorum simdi:

The Kiss (Wang Du) from Pompidou



ama kimseyi tanimiyoruz zaten
kimi gercekten taniyoruz? onu ogrendim ben bu hayatta.


ben seni taniyorum
ne zamandir , kac ay oldu biz tanisali bahar?
ne kadar taniyorsun beni!


nerden biliyorsun birgun kalbini  kirmicagimi
sana guveniyoum cunku, bugune kadar beni yari yolda birakmadin, biraktin mi?
ya bir gun birakirsam
birakmaszin


ben onun sozunu veremiyorum sen nasil bu kadar emin oluyorsun?
seni senden daha iyi taniyorum demek ki
sana senden daha cok guveniyorum ezel
seni senden daha cok inaiyorum fena mi?
degil! hak etmiyorum.